Muhammed Emin Yıldırım Hoca, söylemleriyle hükümete (Gazze Konusunda) ciddi uyarılarda ve eleştirilerde bulunan isimlerden biri! Sosyal medyada gündeme gelen ve ortalığın yıkıldığı konuşması iki yıl öncesine ait. Konuşmanın tamamında tek bir cümle ile bile, Erdoğan ve hükümet aleyhine imada bulunmamış. (Erdoğan aleyhine yaptığı başka konuşmaları var)
Hedef aldığı kesim, işbirlikçi petro dolar zenginleri Kudüs Davası'nı satmış krallar (4dk 56 sn lik konuşmanın tamamı için tıklayınız)
Bu konuşmayı gündeme getirenler ise ilgili konuşmanın (1dk 9 sn'lik) bölümünü yayınlamış.
Bir maksatları var belli!
O maksat; görüntüde (Erdoğan ve hükümeti koruma) refleksi imiş gibi gözüksede aslında korumaya çalıştıkları (Erdoğan'a ve hükümete) zarar verdiler. Neden mi? Çünkü Erdoğan'ı dolaylı olarak kitlelerin zihninde bilinçaltında yaftalayarak, töhmet altında bıraktılar!
O bumerangı attılar ama hedefi vurmayan bumerang sahibine geri döndü. Bu operasyonu yapanlar bunu bildiler ve bilerek bunu yaptılar! Sonradan dahil olanların çoğunun ise bundan haberleri olmadı.
Başkan Erdoğan'ı ''Koruma, savunma'' tavırları maske, bunu yayınlayanlar aslında Yıldırım Hoca'nın tek bir cümleyle bile (o konuşmada) Erdoğan'a imada bulunmadığını biliyorlardı. O videonun tamamını izlemişlerdi! İşte bunu bilmeleri, onları suçüstü yaptı!
Dilipak bu olay için şöyle yazarak olayı aslında net bir şekilde deşifre etti: ''Hedefini vurmayan bumerang sahibine geri döner. İki yıl önce genele söylenmiş bir söz üzerinden bugün özel bir kişiye söylenmiş gibi saldırıya geçenler, o sözü yeniden canlandırdı herkese duyurdu ve ona bir hedef giydirerek korumaya çalıştıkları çevreye zarar vermekten öte kim kimdir bu vesile ile deşifre oldu.
Bunları kaçtıkları sandıkları şeye doğru koşuyorlar. Troller den kurtulmadan bunların iki yakası bir araya zor gelir'' diyerek asıl hedefin Erdoğan olduğunu işaret etti.
Oyunu gördünüz mü?
Başkan Erdoğan'a yapılan operasyonu?
Gazze konusunda ''Erdoğan'ın safındaymış gibi görünüp'' petro dolar işbirlikçi krallara söylenenleri kitlelerin bilinçaltına kodlayıp, Erdoğan'a yaftalayarak O'nu töhmet altına alma biçimlerini. Ne deniyordu o kadim sözde: ''Allahım! Sen beni dostlarımdan/dost görünenlerden koru, ben düşmanlarımla baş ederim!''
(...)
Ümmeti olarak; huzuruna varacak, şefaatini dileyecek, adını anıp, kendisine salavat getirmeye bile yüzümüzün kalmadığı Efendimiz aleyhisselam bir gün, Humeyra'sı, kıymetli eşi, Ümmetin annesi Hz. Ayşe (r.anha) ile birlikte Medine dışına doğru gezintiye çıktılar.
Bir ağacın gölgesi altında dinlenirlerken uzaktan devesinin yularını çekerek yürüyen, yürürkende kendilerine doğru bakan bir adamı gördüler.
Efendimiz –sallallahu aleyhi ve sellem- o zata seslendi ve eli ile kendilerine doğru gelmesini işaret etti.
Adam hayli yaklaştı ve Efendimiz adama; ''Ben, Allah'ın Resulü Muhammed, bu da eşim Aişe'dir! Şimdi gidebilirsin'' dedi.
Yine bir gün,
Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- Ramazan'ın son on gününde itikafta idi.
Hanımı Safiye annemiz, Efendimizi bir gece Mescid'de ziyaret etti ve bir müddet hasbihal ettiler. Sonra da annemiz evine dönmek için kalktı.
Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz, eşine kapıya kadar eşlik etti.
Mescid'in hemen dışında o anda Ensar'dan iki adam geçiyordu.
Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-'i yanında bir hanımla beraber görünce hızlandılar.
Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- ''Acele etmeyin. Durun. Bu benim eşim Safiye'dir. Şimdi gidebilirsiniz'' buyurdu.
Sahabeden o iki zat; ''Subhanallah! Ey Allah'ın Resulü Senin hakkında kötü zan etmemiz düşünülebilir mi?'' dediler.
Bunun üzerine EFENDİMİZ onlara; ''Şüphesiz şeytan, Ademoğlunun içinde kanın aktığı yerden (damarın içinde) akar. Ben, onun kalbinize bir şer bırakmasından korktum'' dedi.
(…)
Muhitimizin özü-sözü bir hocalarından, öyle hep aşağıya tabana konuşmayıp, vakti ve yeri geldiğinde neredeyse her kritik konuda çekinmeden yukarıya tavanada seslenen, Başkan Erdoğan'ın da ''Hocam'' dediği, samimi isimlerden 80 yıllık çınar Ali Rıza Demircan Hocam, büyük gayretlerle kurduğu ve ayakta tutmaya çalıştığı mirathaber.com sitesinde 28 Mayıs 2025 tarihinde ''GAZZE SATILDI MI? (tıklayınız) '' başlığıyla bir yazı kaleme aldı.
Mezkur yazıda bir bölüm vardı ki; bırakın kaleme dökmeyi, bırakın dile getirmeyi, kimselerin aklına bile getir(e)meyeceği bir düşünceyi seslendirdi ve: ''Dilimiz varmıyor ama Gazzelilerin tehciri planı bölge ülkelerinin de kabulüyle yürürlüğe girmiş gibi. Bütün korkumuz ülkemizin de bu şer planının içinde olmasıdır. Gerçi Cumhurbaşkanımıza ve yakın ekibine güvenimiz varsa da ahval-i dünya ve verilecek FETVALAR onları da yanıltabilir. Rabbimiz razı olmayacağı işlerden onları korusun...'' dedi.
Dedi ama çok acaip bir şey dedi!
(Hayret birileri bunu nasıl görmedi de; ''Sen kimsin? Ne demek istiyorsun? Hain! Kocamış İhtiyar! CİA'cı! Fetöcü! İran'cı!'' diye saldırmadılar, itibar suikastlerine girişmediler, hocanın anasından emdiği sütü burnundan getirmediler anlamış değilim!)
Demircan Hocam, Başkan Erdoğan ve yakın ekibine olan güveni deklare ederken, ''dünyanın gidişatı üzerinden Başkan Erdoğan'a verilebilecek fetvalarla'' Gazze konusunda yanıltılabileceğini ifade etti.
Nasıl yani?
Üçüncü ülkelerin, İsrail'e yolladığı (çelik-petrol-gıda vb) ürünlerinin; limanlarımız üzerinden katil siyonistlere ulaştırılmasını görmezden gelmek gibi mi? Şer'an bu fetvayı verecek bir ilahiyatçı var mı?
Ya da bu fetvayı verecek ''saray uleması''?
Bilmiyorum! Var mı?
Genelde 7 EKim'den bugüne, özelde ise ateşkesin bozulduğu Mart ayından bu yana aylardır tek bir lokma ve tek bir yudum suyu Alem-i İslam'ın Gazze'ye ulaştıramayıp, Amerika'nın sözde yardım merkezine insanları toplayıp bir torba un için canını hiçe sayar noktaya getirdiği Gazze'li masumların, yaylım ateşiyle taranacağını bile bile oraya gitmek zorunda olması gibi, bu manevi yaylım ateşinin altına girecek bir fetvayı hangi hoca verir? Demircan Hoca, zan da mı bulunuyor acaba?
İlahiyatçı değilim ama biliyorum ki zorunluluklar ve mücbir sebepler meselenin fıkhını değiştirebilir!
Gazze Katliamında hükümet ya da devlet olarak elimizi kolumuzu bağlayan mücbir sebepler var mıdır?
Bilemem! İhtimal!
Mümkündür ve olabilir!
Ve belki de hiç yoktur!
Eğer varsa ya da yoksa; 7 Ekim'den bu yana Tayyip bey, neredeyse tüm grup konuşmalarında Gazze konusunda fiili bir tavır gösterilmesi yönündeki beklentiyi aşama aşama neden yükseltmiş olabilir?
Havalimanı Millet Bahçesi'nde gerçekleşen Büyük Filistin Mitingi'nde ehline sarih mesajları satır aralarında verirken, her iki 1 Ocak 24- ve 25 sabahı Galata Köprüsü'nde yüzbinleri toplayarak neyi amaçlamış olabilir?
Cumhuriyet'in 100. Yıl programlarında donanmayı selamlarken açılan siyah sancak ve komuta kademesinin kınlarından çıkmış kılıçlarıyla adrese teslim sembolik göndermeler yapılmasında ki amaç ne olabilir?
5 Kasım tarihinde Rize'de yaptığı konuşmada; "Şundan emin olunuz ki biz Gazze'de yaşananlar konusunda gözükenden çok daha fazlasını yapıyoruz, yapmayı da sürdüreceğiz! Gazze'deki kardeşlerimizi sahipsiz ve çaresiz bırakmayacağız." sözleriyle bir yandan yüreklere su serpmeye gayret ederken diğer yandan; ''üstü kapalı operasyonlar'' yapıldığını ima edercesine meydanlarda; ''Mehmetçik Gazze'ye'' sloganları atanlara, ''Mehmetçik Gazze'de'' intibası bırakacak ifadeleri neden kullanmış olabilir?
vs
vs
(...)
Son aylarda Gazze'de yaşananlara bakınca Alem-i İslam'ın Gazze konusunda ''çaresiz'' kaldığı ve Gazzelileri sahipsiz ve çaresiz bıraktığı sarihtir. Demircan Hocam gibi niceleride bu ''çaresizlikleri'' görmüş olsa ki dünyada tek umut olan Erdoğan'lı Türkiye'nin de aleni/bariz/gözle görünen/elle tutulan/küffarın canını yakıcı bir eyleme girememiş olmasından yola çıkarak; ''Dilimiz varmıyor ama Gazzelilerin tehciri planı Bölge ülkelerinin de kabulüyle yürürlüğe girmiş gibi. Bütün korkumuz (fetvalarla yanıltılarak) ülkemizin de bu şer planının içinde olmasıdır.'' ifadeleriyle, zan etmek noktasına neden gelmiş olduğudur!
Yaptığı bu yorumun suizan olmasını kanımca en çok Demircan Hocam ve ben dahil, bu yazıyı okuyanlar ister.
Kimiside; ''hezeyan, saçmalık ve hükümeti töhmet altında bırakmak için söylenmiş provokatif sözler'' diyebilir.
Hatta bu yazıdan sonra, bu ifadelerden haberi olmayan troller Demircan Hoca'yı ve hatta benide hedefe koyabilir.
Peki! Demircan Hoca gibiler neden böyle düşünmek noktasına geldiler?
Bu noktaya gelmelerinde sorumluluk sahiplerinin hiç katkısı yok mudur?
Söylem ve eylem arasındaki bariz pergel açıklığının töhmet makamında durulma görüntüsüne evrildiği neden hiç düşünülmemiştir?
Her fırsatta söylemlerle yüreklere su serpilirken, ''ulan demek ki vakti gelince gereken yapılacak'' motivasyonuna giren memleket evlatlarının; sadece son (kuşatmayı kırmak için Refah sınırına yapılan yürüyüş) Mısır eylemlerinde Netenyahu adına, Sisi ve baltacıların; kafasını yarıp kanını akıttığı HüdaPar'lı vekilimiz başta olmak üzere namusumuz kadınlarımızı tartaklayıp yerlerde sürüklemesi karşısında ki tutumda olduğu gibi aylardır, dünya daki hiçbir hükümet ve devletin siyonistlerin canını yakamadığını görmedikleri zannediliyor olmasa gerek?
Değerli okuyucu!
(Önce nefsime diyorum) Kişiye oturduğu yerden konuşmak ve yazmak kolay!
Muhammed Mustafamız, Yasir ailesine yapılan işkenceyi gözyaşları içinde bulunduğu tümsekten izlerken; ''Sabredin ey Yasir ailesi! Vallahi sizin için cennetin kokusunu alıyorum'' diyordu. O'nun bir peygamberken yaşadığı bu hal beni hep derinden yaralamıştır. Şimdi biz de ''çok şey yapmak isteyip! Yapamamanın verdiği çaresizlik'' içerisindeyiz!
Şartlar, konjonktür, paradigmalar, eksenler, dengeler açısından bunu bir mazeret ve bahanelerden oluşan (bön bön Gazze katliamını izlediğimiz tepe) olsun diye bu örneği vermedim!
Lanet olsun reelpolitiğe! Sonuç olarak, geldiğimiz nokta üzerinden yazdım.
Ben, Allah'a hesap vereceğim!
Beni yönetenlerde hesap verecek!
Canımız yoluna feda Muhammed Mustafa girizgahta anlattığım iki örnekte ümmetine (bir kul, eş, komutan ve devlet başkanı) olarak sakın ''töhmet'' altında kalmayın/kalacak durumda olmayın diyordu. Uzaktan devesinin yularını çekerek giden o şahıs Medine'ye varsaydı ve; ''ya ben Medine dışında Resulullah'ı gördüm sanki ve yanında da bir kadın vardı'' deseydi. Ondan bunu duyan başta münafıklar ve imanı zayıflar, dönemin trolleri bu söze eklemeler yapsaydı ne olurdu? Muhammed Mustafa töhmet altında kalmamak için (peygamber olduğu halde) bize kıyamete kadar ders niteliğinde bir tavrı bizzat öğretirken; bize ne oluyor ki hoca, siyasetçi, bürokrat, gazeteci vs kendimizi en güvenli alanda zannediyoruzda tavır ve söylemlerimize bu hassasiyetle dikkat etmiyoruz? Unutulmasın ki babamız Adem'in başına ne geldiyse en emin ve güvenli mekan olan cennette gelmedi mi?
Herkes hakkında söylentiler, iddialar olabilir!
Kişi duracak ve şu soruyu kendine soracak; ''Ben bu durumun oluşması için töhmet altında kalacak hatalar yaptım mı acaba? Ya da benim safımda olanlar/safımda gözükenler yaptıklarıyla/sözleriyle beni töhmet altında bıraktılar mı/bırakıyorlar mı?''
Kişi, hakkında dile getirilenleri yapmadıysa hakkında konuşulanlar iftiradır zaten.
İftirada büyün günahlardandır.
Demircan Hocam'ın bahsettiği ''saray hocaları'' var mı bilemem ama kendilerini saraya nispet etmeye teşne soytarılar pardon troller var bu kesin!
Allahımız cümlemizi iftiraya uğramaktan ve töhmet altında kalmaktan korusun.
Söylem ve eylemlerinde tutarsızlığa düşmektende!
Ama Allahımız en çok bizi; Şuheda Ordusu, yetim Kassam yiğitlerinin yarın rûz-i mahşerde; ''Allahım bu kulunda bizim hasmımızdır'' diye Aziz'un Zuntikam olana şikayet etmelerinden korusun. Amin!
Ne demişti bizim Yunus: ''Er yarın Hak divanında bellolur!''
''Neyse ki yarın var. Umutların en sevdiği gün'
(Hamd eder ve ismiyle başlarım ki O; Son Ahit Kur'an'ı indiren, iki kıblenin, üç mescidin ve Alemlerin Rabb'i Kuddüs olan Allah'tır cc!
Salat ve Selam; iki kıblenin ve üç mescidin İmamı, Son Fıtrat, Sahib'ul Mi'rac, Nebiyy'unel Mücahid'uş Şehid Muhammed Mustafa'ya...
O'nun; kanından, canından, soyundan ve yolundan gelenlere olsun...
Yüzünüzden tebessüm, dilinizden; mazlumlar ve destekçileri için dua, zalimler ve işbirlikçiler için ise; beddua hiç eksik olmasın!
Ma'asselam...)
Bülent Deniz
Habervakti.com Genel Koord.
Filistin'e girişi yasaklı Kudüs Mihmandarı/Rehberi
insta: @bulentsea
X: @bulentdenizim
www.bulentdeniz.com