Aramızda Hiç mi Duası Makbul Olan Yoktur?

‘’Yağmur’’ kelimesini her gördüğüm, okuduğum ya da duyduğumda, zihnimde karşılık bulan anlam Efendimizdir sav. Dimağımın verdiği bu tepkide en önemli etkenlerden birisi, yirmili yaşlarda ezberlediğim ve şu anda tamamı aklımda olmasa da her yağmur yağdığında gönlümün refleksif olarak terennüm ettiği, Muhammed Mustafa’nın sav aklıma nakşedilmesine vesile olan şair Nurullah Genç’e ait Yağmur Naat-ı Şerifi’dir. Nurullah Genç, yazdığı ‘’Yağmur’’ naatıyla yaşayan bir efsanedir ve (o bilmesede) üzerimizde büyük emeği-hakkı vardır. Naatında yer alan her bir satırın aksettiği Yağmur’un rahmet suyunda ki o ayna; okuyan kişinin Efendimizden ne bildiği ve ne kadar bildiğiyle alakalı değildir sadece. O’nu ne kadar sevdiği, O’nu ne kadar yaşadığı ve O’na olan bağının kuvvetiyle de alakalıdır. Yağmur Naat-ı Şerif’i adeta Siyer-i Nebi ve Siret-i Nebi’dir sav.

Nurullah bey, naatında; ‘’toprağı kirlerinden arındıran Yağmur’’u sadece Mekke’nin şirk kokan sokaklarındaki kumlara ve müşrik kalplere yağdırmıyor; yürekleri istila edilmiş ve kirletilmiş biz günümüz müslümanlarının da ‘’rahmet vadilerinden boşalan o âb-ı hayat’’a ne kadar muhtaç olduğumuzu ve akıl-zihin-kalp-gönül ve ruh dünyamızın ‘’müstesna doğuşlara hamile’’ kalmasının ancak O’nun sav, öğretileriyle mümkün olacağını ve ancak O sav yağmurla arınabileceğimizi kitaplara sığmayacak derinliğiyle terennüm ediyordu. Ciltlerle anlatılması zor bir sevda ve vazifeyi iki satır yazıyla tarif ediyor ve arif olana; ‘’Yağmur! Damar damar seninIe, hep seninIe doIsaydım! BatıIı yıkmak için kuşandığın kıIıcın kabzasında, bir dirhem gümüş de ben oIsaydım…’’ diye seslenerek, mü’mince yaşamanın olmazsa olmazını tefsir ediyordu!

Üstad Nurullah Genç, Yağmur’la; ‘’yağmalanmış ruhlarımıza’’ sesleniyor, ‘’Ebu Kubeys’te feryat eden’’ en kadim düşmana dikkat çekiyor, ‘’avereliğimize, yalnızlığımıza’’ atıf yaparak, gönlümüzün O sav yağmur olmadan ‘’kurak’’ ve hep ‘’ıssız’’ olacağına işaret ediyordu!

‘’Tarihe ilmek ilmek düğümlenen yenilgilerimize, içimizde ki düşmanlıklar’’ ın sebep olduğunu, ‘’çağların ötesinden gelen o güzide mektubun’’ karanlık gecelerimizi nasıl ‘’bembeyaz dokuyacağını’’ ve içine düştüğümüz ‘’çaresizliği, cansız düşen umutlarımızı, kaybettiğimiz hazinelerimizi, inci ve mercan’’ metaforuyla anlatıyordu. Yağmur’un her damlası kalbimize indikçe ‘’ateşler şahının hayallerinin paramparça’’ olacağını müjdeliyordu. O’nun sav sevdasıyla tutuşturulacak bir ‘’kıvılcımın’’, ‘’ebedi aşkın esrarlı yollarını’’ nasıl aydınlatacağını ve o yolda, O’nun cc yolunda ‘’uğruna kopmaya hazır bir başın’’, ’hakların temeline bir volkan düştüğünde, adaletin kılıcı kırıldığında’’ dahi umutsuz, çaresiz olamayacağını anlatıyordu!

Ez cümle Üstad Nurullah genç Yağmur Naatıyla Hz. Muhammed Mustafa’yı anlatıyordu!

Yağmur, Hz. Muhammed’di sav!  

Hz. Muhammed sav, Yağmur’du!

Bedir’de; yıldırımlar, şimşekler! Hayber’de; fırtına, boran! Mekke’nin Fetih günü rahmet ve merhametti o yağmur! Mü’min yüreklere rauf ve rahimdi O Yağmur …

Cuma Namazı’nı eda etmiş, Eyüp’te ki Cedid Ali Paşa Camii dış kapısından tam çıkmak üzereydim ki arkamdan tanıdık bir sesin

-‘’Bülendim!’’

seslenişiyle döndüm. Baktım Hasan Dede. Hafız Hasan Dede! Kocamış yaşlı ihtiyâr! Yürüyen Çınar! Derin Milletin yaşayan kozmik adamlarından! Anadolu coğrafyası gibi kırış kırış anlı, başında takkesi sarığıyla, bastonuna dayanmış, yüzünde ki maskeyi sakalına indirmiş bana gülümsüyordu. Hızlıca yanına seğirttim. Halini hatırını sordum. Hayır duasını istedim. O arada yaşıtlarından oluşan, benim ‘çetesi’’ dediğim dedelerle bir yandan selamlaşırken O;

-‘’Programları her hafta izliyorum, Dilipak’a selam söyle, her türlü fuhşiyatla mücadeleye devam etsin. Şevki Hocam nasıl? İyileşmedi mi daha? Sağlığı nasıl oldu? İyileşmeden sakın halkın içine çıkmasın! Ofisi de kapatmışsınız evden çalışıyormuşsunuz… ’’ diyerek soru üstüne soru soruyor, ben de cevaplamaya çalışıyordum. Koluma girdi, yürümeye başladık. ‘’Çete’’ arkadan geliyor.

- ‘’Hacı Dede’m sağlığına dikkat et, bu Korona yaşlılarda, kronik hastalarda daha etkili. Yatağa, sonra da Allah korusun hastaneye düşürüyor. Sen daha bize lazımsın. İyi misin? Her şey yolunda mı? Var mı bir emrin?’’ diyorum, kederli bir ses tonuyla cevaplıyor.

- ‘’İyi değilim Bülendim iyi değilim!’’

- ‘’Hayırdır Hacı dedem? Bi sıkıntı mı var? Ne oldu?’ deyince

- ‘’Sıkıntı nasıl olmasın Bülendim! Nasıl olmasın! Şu İstanbul’da ben böyle zamanlar görmedim! Aylardır yağmur görmedik! Bir çiseliyor o kadar! Bak Ocak’ın 1’i olmuş yağmur gelmemiş. Bakıyorum televizyonlar ‘’Tehlike kapıda! En kurak günleri yaşıyoruz’’ diye haberler yapıyorlar. Barajlarda ki su seviyesi iyice azalmış!’’

- ‘’Allah ömrünü uzun etsin Hacım,bende hacı anneye birşey oldu zannettim. Yağmur bulutları yağmuru inderecek yeşil alan mı görüyor ki yağmur yağsın. Her yer beton! Allah’ın kâinattaki her şeyi belli bir düzen içinde yarattığı da malumun, tabiat olaylarının ve insan fiillerinin sebep-sonuç ilişkisi içinde meydana geldiği, yağmurun da belli fizikî şartların oluşmasıyla yağdığı da bir gerçek. Rabb’im bizi rahmetsiz bırakmaz müsterih ol’’ dedim.

- ‘’Biliyorum Bülendim biliyorum! Tam da bu nedenden dertleniyorum. Rabbi Rahim bizi rahmetsiz bırakıyor(!) ona kahırlanıyorum!

- ‘’!’’

- ‘’Dertleniyorum! Bak, 3 Cuma önce bütün camilerimizde Yağmur Duası yapıldı. Binlerce Cami’de Müslümanlar el açtı,’’bu kuraklık gitsin rahmet gelsin’’ diye dua ettik, ‘’Amin!’’ dedik. O günden beri göğe bakıyorum. 21 gün geçti! ‘’Allahım!’’ diyorum! ‘’Biz ne günah işledik?’’ Günler geçti halen gönlümüzden geçen bir rahmet yağmadı, barajlar kıdım dolmadı. Ben dahil bunca kulun dua ettik Allahım, aramızda hiç mi duası kabul olan yoktur?

(Hasan Dede bunları anlatırken iç çekip, hüzünleniyor, sesi titriyordu)

Ne oldu Bülendim bize? Allah affetsin! Köyümüzde de yağmur duasına çıkmışız kaç kez, Vallahi üç-beş bilemedin on günü geçmez rahmete doyardık. Şimdi ne oldu Bülendim? Tüm Camilerimizde milyonlar dua etti, rahmet diledi! Aramızda hiç mi duası makbul olan kalmamıştır? Ben buna kahırlanıyorum! Ben kahırlanmayayım da kim kahırlansın?’’

-‘’!’’

-Rabbimiz Şura 28’de ne diyordu Bülendim?

وَهُوَ الَّذ۪ي يُنَزِّلُ الْغَيْثَ مِنْ بَعْدِ مَا قَنَطُوا وَيَنْشُرُ رَحْمَتَهُۜ وَهُوَ الْوَلِيُّ الْحَم۪يدُ

‘Yağmura susamış gönüller tamamen ümitsizliğe düştükleri bir anda, gökten sağanak sağanak yağmur yağdıran ve böylece, yemyeşil bitkilerle, çeşit çeşit, rengârenk meyvelerle rahmetini her yana yayan O’dur. Evet, her türlü teşekküre, övgüye lâyık olan gerçek koruyucu, gerçek dost O’dur!’’

Rabbimize istiskā(*) etmedik mi? O’na sığınmadık mı?! Rahmet neden yok? Gökler neden bizimle konuşmuyor Bülendim?  ‘’Kul mâ ya’beu bikum rabbî levlâ du’âukum-“De ki, duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?” (Furkan Suresi 77) buyuran Rabb’im! İçimizde ki beyinsizler yüzünden bizi helak etme!’’ diye sözlerine devam ederken gözleri iyice dolmuştu Hasan Dede’nin, anlattıkça anlattı! Korona’dan aşıya, vefat edenlerden bahisle bir çok meseleyi de özetlemeyi ihmal etmiyordu! Bir müddet sonra ‘’çetenin’’

-‘’Hadi hacı!’’ ısrarlarıyla selamlaşıp ayrılırken ben, gayri ihtiyarı yönümü Eyüp Sultan Camii’ne doğru çevirmiştim. Aklımda Hafız Hasan Dede’nin; ‘’12 Aralık Cuma Günü, 3 hafta önce milyonlarca müslüman Yağmur Duası yaptık! 21 gün geçti halen rahmet inmedi! Aramızda hiç mi Duası Makbul Olan Yoktur?’’ sözleri, diğer yanda dimağımda YAĞMUR Naat’ın dan kelimelerle, gökyüzüne başımı kaldırmış bakarken, zihnim çalkalanıyordu! Acaba Hasan Dedem; ‘’ kabul olmayan dualarımıza atıf ve kahırla; Yağmursuz ve O’nsuz kalmak arasında bir bağlantı da kurmuş muydu? ’’

‘’Tavanı çöktü aşkın; duvarIar üryan düştü
TopIumun gündemine koyu bir isyan düştü
İniItiIer geIiyor doğudan ve batıdan
SensizIikten bozuIan dengeye ziyan düştü.

.

NefesinIe yeniden çiziIecek desenIer
ÇehreIer yepyeni bir değişim geçirecek
AydınIığa nurunIa kavuşacak mahzenIer
AnneIer çocukIara hep seni içirecek

YAĞMUR, seninIe biter susuzIuğu evrenin,
Sana mü’mindir sema; sana muhtaçtır zemin
.’’

“Neyseki yarın var. Umutların en sevdiği gün”

Bülent Deniz – Habervakti.com Genel Koord.

@bulentdenizim

İnsta: @bulentsea

http://www.bulentdeniz.com

(*) Sözlükte “su vermek, sulamak, yağmur yağdırmak” anlamındaki saky kökünden türeyen ve “su istemek” mânasına gelen İSTİSKĀ, terim olarak yağmur yağdırması için Allah’a özel bir şekilde dua etmeyi anlatır.

Üstad Nurullah Genç’in YAĞMUR NAAT-I ŞERİFİ’ni okumak ve bir diğer usta İbrahim Sadri’den dinlemek için TIKLAYINIZ

Önceki Gönderi

Ey Lâin! Mide sadece ekmekle doymaz…

Sonraki Gönderi

Yeni ‘’Rab’ler!’’ Ve ah o küçücük sivrisinek! O sivrisinek yok mu?