Yıkılasın İran enkazını göreyim (3)

Yazının birinci bölümünü okumak için tıklayınız>>>
Yazının ikinci bölümünü okumak için tıklayınız>>>
...
Pers, Fatimi ve Safevi İran'la mücadele etmek zorunda kalan Hz. Ömer (ra), Selahaddin Eyyubi ve Yavuz Sultan Selim üzerinden, mezhepçi ajandaya sahip günümüz İran rejiminin durduğu yere (kanlı arşivi üzerinden ayna tutmaya çalışarak) önceki iki yazıda (ana hatlarıyla) tanımlamasını yapmaya çalıştığımız; ''yıkılması ve enkaza dönmesi gereken İran'ın hangi İran olduğunun'' temel argümanlarını izah ile; muradımızın ne olduğunun anlaşıldığını umuyorum.
Verdiğim 3 isimle örnekleştirdiğim tarihi şahsiyetler (kendi dönemlerindeki) ''İran belasını'' tasfiye etmeden bölgede huzur sağlanamamıştır.
Kudüs'ün özgürlüğüne giden yolda (dün; Pers'ler gibi, Mısır Fatimisi gibi, Safevi Şah İsmail gibi, Haçlı gibi, Moğol gibi, Haşhaşiler gibi ) bugünkü (mevcut) İran rejimide bariz bir engel olduğunu bizzat kendi yaptıklarıyla ispatlamıştır.
Coğrafyamızı yakın zamanda kan gölüne çeviren, günümüz Haçlısıyla işbirliği yaparak, Alem-i İslam'ın belini büken İran'daki bugünkü hakim ekol (Mizrahi/Meşhedi/kripto/mesiyanik/yahudi) kliktir. Bunlar tasfiye edilmeden ne bölge huzura erecek ve ne de Kudüs özgür olacaktır.
Bu olguyu anlatmaya çalışırken kullandığım yazı başlığının, oldukça dikkat çekici ve hatta kimileri için ise ''provokatif'' olduğununda farkındayım.
''Yıkılasın İran'' ifadesi; bir öfke ve intikam ifadesinden ziyade, jeopolitik bir gereklilik üzerinden rejim eleştirisi taşırken, diğer yandan tarihi bir hakikatin günümüze yansıyan izdüşümü olarak anlaşılmalıdır.
Asli olan Horasani İran'ın ya da Selmani İran'ın, yönetimi ele alması ve diğer yapıları mutlaka tasfiye etmesinin önemine bir vurgu yapma çabasıdır.
Türkiye'nin (belli bir oranda) başardığı kendi paralel yapısını temizleme operasyonunu eğer İran'da başarır ve o bünyesine zerkedilen kriptolardan kurtulursa bölgedeki tüm dengeler değişecektir.
İran'ın toprak bütünlüğü, etnik kimliklerin özgürlüğü, halkların değer yargılarıyla mevcudiyeti tartışılamaz bir olgudur.
Bölünmeden, parçalanmadan ve küffara kolay lokma olmadan ayakta kalmak sadece İran'ın değil hepimizin önceliğidir.

Tarihsel referanslarla pekiştirmeye çalıştığımız tezimiz; temelde imani/siyasi bir eleştiri ve tespit mahiyetindedir.
''Yıkılasın İran! Enkazını göreyim'' demek, coğrafya ve halkın değil; yönetimi elinde tutan işbirlikçi odakların yıkılması anlamındadır.
Konu mezhepsel ayrışma ve hesaplaşmadan değil, Türkiye'nin kendi (kripto tasfiyesini) yapması üzerinden; İran halkına ve hatta Mısır'a, Ürdün'e, BAE'ye, Kuveyt'e, Suud'a, Bahreyn vb lerine jeopolitik bir ''tasfiyenizi siz de yapın'' çağrısıdır.
Çünkü ortada bir gerçek var ki o da; ''ALEM-İ İSLAM'IN KOCA BİR ENKAZIN ALTINDA KALMIŞ OLMASIDIR''
Bunun için topyekun bir gelecek vizyonuna ihtiyacımız olduğu aşikardır.
''Arap Baharı''nı, bu gelecek vizyonu zanneden kitleler o dönem krallıkların ve işbirlikçi yönetimlerin tasfiye ediliyor olması üzerinden ciddi bir motivasyon ve memnuniyet yaşamıştı. Ama gelin görün ki sonuç orta ve geldiğimiz noktayı ifade eden cümle ise maalesef;
Alem-i İslam, KENDİ PARALEL YAPILARININ İŞGALİ ALTINDADIR ve cümlesi bu paralel yapılardan kurtulmalıdır cümlesidir!

Türkiye ve İran arasında süregelen Kasr-ı Şirin (17 Mayıs 1639) anlaşmasının namusu her şartta korunmalı ve manevi tahkimi güçlendirilmelidir. Kasr-ı Şirin, topografik bir sınır belirleme değil ''kardeşlik hukukunun'' deklarasyonudur.
Unutulmasın ki hem ülkemiz ve hem İran içinde (emperyalistlerin payandaları) bir araya gelip bu saldırmazlık belgesini yırtmayı ve sınırlarımızı bir çatışma hattına çevirmeyi planlamaktadırlar.
''Mizrahi'' ve ''Masonik'' klikler mutlaka aradan çıkartılmalı, Horasan ruhu ile Anadolu ruhu birleşmelidir.
Bu gerçekleştiğinde tüm Alem-i İslam'da vahdet ve esenlik rüzgarları esecektir.

Çünkü; unutulmasın ki Tahran'da ki gençle İstanbul'da ki genç, Kahire, Ürdün, Abu Dabi, Doha, Riyad, İslamabad, Kuala Lumpur, Cakarta'da ki gençte (nihai olarak) aynı küresel (LGBT, deizm, dijital kölelik, Dsö, İklim vs.) saldırıların ve (sıcak savaşın) tehditi altındadır. Düşman ortaktır ve mukavemette ortak olmalıdır.
Gazze'den Libya'ya oradan Suriye'ye kan gölüne çevrilen coğrafyamızı eğer (milli unsurlar olarak) savunmasını ortak yapamassak, sıranın kendimize gelmesi kaçınılmazdır.
''Yıkılasın İran'' derkende muradımız; zaten kan gölüne dönmüş olan coğrafyamızın mahvı olamaz!
Şii-Alevi-Sünni, Kürt-Türk-Acem ayrılığı başlı başına birer fitnedir ve bu fitneyi körüklemek siyonizmin ekmeğine yağ sürmekten öte gitmez. Bizim muradımız, Tahran'ın bünyesine çöreklenmiş o ''kripto'' habis hücrenin panzehirle bünyeden atılması ve yerine Selman-ı Farisi'nin, Ebu Müslim Horasani'nin, Hoca Ahmed Yesevi'nin o saf, duru, ümmet/vahdet merkezli ruhunun diriltilmesidir. Anadolumuzun Ensari ruhu ile Horasan'ın Selmani şuuru kucaklaştığında aradaki o sûni, Şii-Sünni duvarı bir kağıt parçası gibi yırtılıp atılacaktır.
Kudüs ve mazlum coğrafyalarımız ise; sünni ya da şii olarak mezheplerle değil, vahdeti bir tevhid bilinciyle ümmetle özgürleşecektir.
Gelinen bu dönüm noktası (mü'min yüreklerde derin yaralar açmış olan) İran için tarihi bir kırılmadır ve belki de son fırsattır! Bugün kim, hangi tavrı alırsa önümüzdeki 1000 yıl bu konuşulacaktır. Unutulmasın ki İran ve Türkiye'nin birbirine kılıç çekmesi demek, bölgeyi; altın tepside İsrail'e sunmak demek, İran'ın bölünmesi ve yıkılması demek ise; sıradakinin Türkiye olması demektir.
Horasani/Selmani İran düşerse; sıra hiç kuşkusuz Ensari Türkiye'ye gelecektir.
Ve kadim düşmanlarımız bu hedeflerini saklama gereği dahi duymamaktadır.


Milli ve yerli olan her yapı bizim iç kalemizdir.
Ne İran'da ve ne de Türkiye'de bu kaleleri yıktırmayalım.

Mısır'da Mursi yönetimi olsaydı bu pedofil katiller 3 yıldır yaptıklarını yapabilirler miydi?
Küresel sömürgecilere karşı her hat ve her satıhta mücadele vermek; bir toprak savunması değil, insanlık ve fıtrat savunması olarak tarihte yerini alacaktır.
Karşımızdaki ortak düşman, gücünün yettiği yerlerde bombalarla ve katliamlarla saldırırken yetmediği yerlerde (şimdilik) küresel dayatmalarla (WEF, DSÖ, LGBT, cinsiyetsizleştirme, İKLİM, Mülkiyetsizleştirme, STARLINK, NEUROLİNK, 5-6 G vs enstrümanlarla) saldırmıyor mu?
Great resetçi, küresel efendilerine bendelik yapan işbirlikçileri eliyle Mezhepçilik fitnesini harlayanlarla, Toplumsal Cinsiyet eşitliği adı altında ulus devletleri ve dini değerleri içeriden çökertmek isteyenlerin planları; kimliksizleştirme, halkları tarihinden, dininden ve biyolojik gerçeklikten yani fıtrattan kopartmak üzerine değil mi?
Mesele, Sünnilik-Şiilik meselesi olmaktan çoktan çıkmıştır.
Mesele, İnsan/İman/Fıtrat taraftarları ile küresel Epstein'cı pedofil putperestler arasında süren varlık savaşıdır. 
(tıklayınız)

İran'daki hakim habis rejim; Irak'ta, Suriye'de mazlum kanı dökerken Horasani İran bu durumun karşısında güçlü durabilseydi, bugün başka bir dünyayı konuşuyor olabilirdik. Ensari Anadolu'da (Hayvan yasasından LGBT'ye, DSÖ'den WEF'e oradan Black Rock'a Fullbright'a, İklim'den Toplumsal Cinsiyete, Nafaka'dan genç yaşta evlilik mağdurlarına, ailenin parçalanmasından nüfusun düşüşüne, doğum oranalarının azalmasından anneyi tır şoförüne dönüştürmeye, chemtrailsden gendera, mRNA'dan dijital faşizme..) cümle küresel dayatmalara karşı başına üşüşen musibetleri (zaman kazanmaya çalışmak yerine) halka anlatarak (15 Temmuz'da olduğu gibi) kollektif bir cezbeyle mücadeleye soyunsaydı bugün durum daha farklı olmaz mıydı?
Söylemle, eylem arasındaki bariz çelişki artık gizlenemiyor ve kan kaybı artıyor görmüyorlar mı?

Küresel sistemin karanlık odalarda kurguladığı planlar, mezhep savaşlarıyla zemin bulurken bizim ''yıkılasın'' dediğimiz şey hem İran'da, hem ülkemizde, hem Alem-İslam'da bizi içeriden kemiren küreselci odakların kahpe düzenleri ve o düzenler hakim olsun diye işbirliği yapan payandalardır.

O nedenle şimdi vakit;
sömürgeci, kolonialist, pedofil, kabbalist küresel çetenin tüm insanlığı "tek tipleştirme" ve "köleleştirme" saldırılarına karşı;
 Ensari Anadolu ile Selmani İran’ın, İhvani Mısır'ın, Milli Suriye'nin ve Alem-i İslam'ın el ele vererek Anadolu'dan Adriyatik'e orada Çin'e kadar; Sebatayından Habatına, Şabat'ından Pakradunisine, Mizrahilerinden Kaifengine, Meşhedilerinden Marronasına, Mista'arviminden Çala'sına kadar cümle derin kripto oluşumlara karşı ortak mücadele etme vaktidir.
Gazze katliamına karşı; D8'in nüvesinde askeri, siyasi, imani, hukuki, ictimai, ekonomik her alanda harekete geçmenin vaktidir.
LGBT lobilerinin aile yapımızı yıkma planlarına karşı; Ehl-i Beyt’in iffetini ve Ashab-ı Kiram’ın izzetini kuşanma vaktidir.
Dünya Ekonomik Forumu’nun ve baskıcı merkezlerin dijital prangalarına karşı; mülkün Allah’a ait olduğu bilinciyle, O'nun mülkünde sadece O'nun sözü geçer hakikatini haykırarak faizsiz, adil bir nizamı savunma vaktidir.
WEF'cilerin, Bilderberg’in, NATO'nun toplum ve harita mühendislerine karşı; Kasr-ı Şirin’in namusunu, müslüman ülkelerin tamamının sınırlarını, kardeşlik hukukunu koruma vaktidir.
Ezcümle;
Kudüs’e giden yol, sadece askeri bir başarıdan değil, küresel dayatmalara karşı dik duran "Milli ve Manevi" tahkimattan geçiyor.
Eğer biz Anadolu’da, kardeşlerimiz Horasan’da bu küresel kuşatmayı yaramazsak; ne Tahran kalır, ne İstanbul, ne de Gazze'de olduğu gibi tek bir mabed!

Vakit, enkaz altında kalan kardeşlerimizi izlemek değil; o enkazı küresel efendilerin başına yıkma vaktidir!
Artık; ne Şangay ne Kopenhag!
Ne Atlantik! Ne Avrasya!
Ne Gladio ve ne de Nato!
Astana'dan ötesi Horasan!
Konsept: Ensari Anadolu! Selmani İran! İhvani Mısır! Milli Suriye ve diğerleri...
Ya bir oluruz!
Ya da sırayla yok oluruz...
Gerisi ya laf-ı güzah ya da tiyatrodur!
Ya gaflet ve delalet ya da ....

''Neyse ki yarın var. Umutların en sevdiği gün”

Hamd eder ve ismiyle başlarım ki O; Son Ahit Kur'an'ı indiren, iki kıblenin, üç mescidin ve Alemlerin Rabb'i Kuddüs olan Allah'tır cc!
Salât ve Selam; iki kıblenin ve üç mescidin İmamı, Son Fıtrat, Nebiyy'unel Mücahid'uş Şehid Muhammed Mustafa'ya...
O'nun; kanından, canından, soyundan ve yolundan gelenlere olsun...
Yüzünüzden tebessüm, dilinizden; mazlumlar ve destekçileri için dua, zalimler ve işbirlikçiler için ise; beddua hiç eksik olmasın! Amin.
Ma'asselâm...

Bülent Deniz
Habervakti.com Genel Koord.
Filistin'e girişi yasaklı Kudüs Mihmandarı/Rehberi
insta: @bulentsea
X: @bulentdenizim
www.bulentdeniz.com