Yunus, Akif ve Hilmi…

- ‘’18 yıldır iktidarda olan biz değil miyiz abi? Reis bey bizzat kendi demedi mi arkadaş ‘’Bize Ömer’ler lazım! Hasbiler lazım!’’ Eee? Hangi Ömer? Turist Ömer’mi? Üst düzey bürokrasi dahil Belediyeler de neden bu ocakta yetişmişler yeterince görevlendirilmiyor? Haa bak o turistler varya onlar kadrolarda, köşe başlarında! En son Belediye seçimlerinde gördük işte! Bizim ilçede ki adamı siz biliyorsunuz, peki bizim Ömer’ler nerede? Programlarda sandalye düzeltmekle meşgul! Yahu dün balyoz, eldiven, sarıkız, ayışığı operasyonlarıyla Reis bey’i devirmek isteyenlerin bile bir kısmı bugün; silahlı, silahsız bürokrasi de görevlendirilmiyor mu?

Ne dedi Savcı bey?: ‘’Ergenekon diye bir örgüt yok!’’

Kim di kardeşim o zaman Erbakan Hoca’nın saçını ağırtanlar? Kurduğu her partiye kilit vuranlar? Kayıp trilyon iftirasını atanlar, ev hapsine alanlar, Çarşamba’da sarıklı-çarşaflı avına çıkanlar? ‘’Muhtar bile olamaz!’’ diyenler kimdi? Reis beyi Pınarhisar’a kimler sürdü? Kimdi siyaseti allak bullak edenler, ekonomiyi çökertenler, İmam hatiplerin orta kısmını kapatanlar! 367’yi kim-neden çıkardı? Daha düne kadar ‘’resepsiyona eşsiz gelin!’’ talimatlarını kim veriyordu? Başbakan, müdür atayamıyordu, Çankaya’dan veto geliyordu! Bin yıl sürecek olan neydi arkadaş?’’ çayından kalan son yudumunu içmek için eli gayri ihtiyari ahşap renkli küçük sehpa üzerinde duran çay bardağına gitti Yunus’un, soğumuş olduğunu fark ettiği bardağını tabağa geri bıraktı. Gözü, közcüye takıldı o an, nargilenin üzerindeki kül olmak üzere olan kömürleri işaret etti. Marpuçun ucuna, elinde çevirip durduğu kehribardan yapılmış kendi özel sipsi’sini taktı, bi ihtimal çekti, bi nefes aldı, yok, duman gelmiyordu. Közcü, nar gibi kızarmış kömürü uzun maşasıyla lüleye bırakırken

-‘’bi körüklesene’’ dedi.

Közcü marpucu aldı, kendi sipsisini taktı başladı çekmeye.

Öyle her nargile tütününü içmezdi Yunus! Bahreyn tütünü olacak ve illa gül-nane dumanlatacaktı.

- ‘’Şefim çayları tazeleyelim’’ dedi.

İmam Hatip Lise ikiden terk, Elazığ’lı işçi emeklisi bir babanın oğlu, geçim derdinden hayata erken atılmış, yirmili yaşlarda evlenmiş şimdilerde 47 yaşına gelmiş, biri uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi mezunu, diğeri makine mühendisliği ikinci sınıfta okuyan iki oğlu olmuş, küçük ölçekli bir matbanın ortağı olması hasebiylede okumayı çok seven, vatan, bayrak, millet sevdalısı, koyu Tayyip Erdoğan ‘’fanatiği’’, geldiği siyasi ekolun çizgisine gönülden bağlı, vakıf ve derneklerde çeşitli hizmetlerde bulunmaya devam eden, bir hac, iki kez Kudüs-ü Şerif’e ziyaret gerçekleştirmiş, sevdiği kadar da eleştiren,

-‘’bu ne yaman çelişki Yunus! Hem çok seviyorum diyorsun hem sert eleştiriyorsun!‘’

diyenlere karşı;

-‘’ben kör aşık değilim arkadaş, Ben, yeri gelirse Ömer’i kılıcıyla düzelteceklerdenim! Benim kimseye mihnet borcum yok! Ben; Ömer, Kudüs’e yürüsün isteyenlerdenim! Dilim o yüzden kılıç!’’ derdi.

Sıcak çaylar gelmişti, nargilesinden derin bir nefes daha çekti, çayını yudumladı hararetle anlatmaya devam etti;

-‘’Arkadaş biz; 401 yıl, üç ay, altı gün boyunca Kudüs-ü Şerif’e hizmet etmişiz! 9 Aralık 1917 bizim zevale uğrayarak Beyt’ul Makdis’i İngiliz işgal manda yönetimine terk ettiğimiz gündür. Devlet-i Ali yıkılmış, ezanlarımız yasaklanmış, alimlerimiz asılmış, yağlı urganın ucunda can vermişler, nice yiğitler zindanlarda çile doldurmuş, ‘’Allah’’ demek yasaklanmış bu ülkede! Adamlar Menderes’i asmışlar, millete hayatı zindan etmişler, bizi sistemli fakirleştirmişler ve cahil bırakmışlar! Beş sente muhtaç olmuşuz, Fullbright ne arkadaş? Amerika adına Kore’de ne işin var senin? Muhsin Başkan’ı hem de biz ‘’iktidardeyken’’ kim suikastle şehid etti! Neymiş? Demek ki iktidar olamamışız o zamanlar! Ee peki biz bu kazanımları nasıl elde etmişiz? Büyük bedeller ödemişiz! Yenilgi yenilgi büyüyen bir zaferle gelmişiz bu günlere! Şimdi geldiğin noktada Ankara, İstanbul elinden çıkmış, rüyamız kabusa dönmüş, CEDAW’ı, İstanbul Sözleşmesi, erken yaşta evlilik mağdurları vs bir çok toplumsal sorun çözüm bekliyor! Her cephede halen süren bir savaş veriyoruz. ‘’Ergenekon’dan’’ içeride adam kalmamış ama halen 28 Şubat karanlığını zindan da yaşayan hakkı gaspedilmişler var! Ak alınlılar içinde, ‘’Ak Akçe kara gün içindir!’’ hesabı yapan ‘’hesabiler’’ devran sürmeye başlamış, ulan adam daha üç-dört yıl önce ilde göreve başlamış altına çektiği arabaya bak! Bu milleti kör mü sanıyorlar? Küresel çete 15 Temmuz’da gelmiş, bu millet tüm bunlara rağmen destan yazmış! Akçeciler, Türk bayraklarıyla feysden durum paylaşıyorlar! He tabi salağız ya, bizde yedik! FETÖ denen şer yapıyla mücadelede ‘’acırsan, acınacak hale düşersin’’ diyen bir Reis-i Cumhur’a rağmen, heriflerin bankasına para yatıran içeride, aynı bankayı yönetenler bürokraside zirvede! Bana izah edeceksin arkadaş! Ben sana kerhen destek niye vereyim? Ama yok! Reis ağzıyla diyor! ‘’Yalnızım!’ diyor! Daha ne desin!

Kim di o ‘’Ak Parti içindeki A-KE-Pe’liler diyen?!‘’

-‘’Dilipak!’’ dedi, Yunus’un mesleki olarak en iyi müşterilerinden, zamanla işteki beraberlikleri arkadaşlığa, oradan da sağlam bir dostluğa dönüşmüş bir yayınevinin müdürlüğünü yapan tarih mezunu Akif!

-‘’Hah tam da bunların tarifi! Cuk oturdu! Biz Ak yüzlüleri, onlar yüzsüzleri bu hareketin! Biz devrimcisi bunlar düzen kuran fırsatçılar!’’ diyerek sözlerine devam etti Elazığ’lı Yunus;

-‘’Ulan bunlar bir kez Karaoğlu’nun Şehid Türküsü’nü dinlemiş midir be? Beyazıt Meydanında bir cop nasip olmuş mudur bunlara? Reis bey ama ezbere bilir! Reisime canım feda! Ah Reis bey Ah! Açtın ya o Ayasofya’yı! Seni sırtımda Kabe’ye taşımasam şerefsizim! Bak dikkat edin beyler; 86 yıl sonra! Yani ‘’Bin aydan’’ sonra! -Hayr’un Min-el Fişehr- Bin aydan hayırlı zamanların kapısı aralandı çok şükür! Kadri güzel günler önümüzde, yürüyoruz beyler! Her şeye rağmen! Ama göze batan yanlışlarda yok değil! Onları da düzeltecek Reis bey göreceksiniz…‘’

-‘’ Gakkom! Çık şu balığın karnından artık…’’ dedi Akif, Nargile’nin kömüründen maşayla aldığı kor ateşle sigarasını yakarken.

’Kahpe dünyanın ta ciğerine üfleyeceksin cigaranın dumanını. Ama önce cigaranı yakacaksın! Duman varsa, orada yakılmış bir ateş vardır! Bak, şu küçük koru bile maşayla tutuyoruz!

Maşa! Maşa! İnsan vucüdünda bile her organ ayrı çalışır! Göz, el, ayak! Ağız, burun, beyin! E bağırsakta lazım bünyeye! Lüzumu halinde tasfiye ve tahliye için! Bağırsak kötü, atalım bünyeden diyemesin! Şifa olan süt bile inekten iki necis arasından gelir! Ak yüzlüler de lazım, o dediklerinde lazım!’’

Çayından bir yudum aldı ve sözlerine devam etti Akif;

-‘’Sanki Fatih’in dönemini yaşıyoruz! Sanki Magnificent Süleyman dönemindeyiz! Arkadaş, Muhsin Başkan diyorsun, eyvAllah canımızdır! Ruhu şad olsun, kabri nur; sen bana çağ açmış çağ kapatmış, devletin en güçlü olduğu dönemde, bak bi daha söylüyorum devletin en güçlü olduğu bir dönemde, kim bilir belki de Vatikan’a doğru giden Fatih’in, Hünkar Çayırında zehirlenerek suikastle şehid edilerek öldürülmesinin arkasında ki derin gerçeği söyle, bende sana Muhsin Başkanı bize rağmen şehid edenleri! Perspektifini tarih nazarından aklet biraz! 18 yılmış! 18 yıl nedir bizim tarihimiz için! İktidar olduk, sanki muktedir devlet olduk! Kolay mı öyle! Bugün bile halen iktidardayız ama perdelenen bir koalisyon yok mu? Zor zamanlarda hep öyle yapmadık mı? Ne gücün vardı? Belini kırmadılar mı Devlet-i Ali’nin! Kurduğumuz sistemi deşifre edip, içine sızıp, sonra içeriden yıkmadılar mı bizi? Sistemi aynen alıp, upgrade edip, sanayi devrimi, ekonomi ve teknolojiyle güçlendirip, tek bir merkezden; bırak İslam dünyasını, bütün bir dünyayı yönetecek bir aklı inşa etmediler mi senden çaldıkları Osmanlı altınlarıyla! Adamlar kurdukları o sistemin başına Bush gibi bir moronu getirip koydular, o sistem tıkır tıkır işlemedi mi? İşgaller devam etmedi mi? Sömürgeci emparyalistler durdu mu? Ne kadar gücün var? Tüm şirketlerini toplasan bir Microsoft ediyor mu? Al işte matbacısın, kağıdın bile ithal! Fetö deyip duruyorsun! Fetö nedir? Kimdir ya?! 40 yıldır bu bünyede girmediği hücre kalmayan bu habis ur, dört saatte bünyeden atılmadı mı 15 Temmuz’da!? Darbe sabahı kaç fetöcü adresinden alındı bi bak arşivlere! Kadim yeni devlet aklı ilk olarak, bu karanlık yapının iki etkin gücünü kontrol altına almadı mı?’’

-‘’Etkin Güç mü!? Ne ki onlar?’’ dedi şaşkın bakışlarıyla aldığı kilolardan yüzü tamamen bir et yığınına dönüşmüş, normal bir yüzde olsa hayli büyükçe duracak olan ama şişmanlığından burnu yüzünde yokmuş gibi duran, küçük gözlerini büyük gösteren kemik saplı gözlüğünün arkasından bakan Hilmi! Muhteşem üçlünün en nüktedanı, Hoca Nasreddin zekalı Hilmi. Açık Lise okuyordu halen, gerçi kaç kredisi olduğunu da hatırlamıyordu ya! Arkadaşları ‘’biftek’’ diye takılırlardı O’na. Hep mutlu, sempatik ve kaygısız! Bir yandan ayranını içiyor diğer yandan tabağındaki ikinci çöp şişe bakıyordu. Akif’in ne diyeceğini bekliyordu.

- ‘’Silah ve para biftek! Silah ve Para! Ekonomik güçleri! Holdingleri, patronları! Eli kılıç tutanları! O gece hedef alınan ve itibarı en çok zedelenen kurum Türk Silahlı Kuvvetleri değil miydi? Yeni Kapı’da ki devasa mitingte Kaptan’ın oğlu ve Devlet Bey’den sonra en çok alkışı Hulusi Paşa almadı mı? Millet, Paşa’nın şahsında ordusunu kucaklamadı mı? Darbeden üç ay sonra nasıl oldu da generallerinin üçte ikisi Fetö’cü çıkan, itibarı yok edilmek istenen bir ordu El Bab’la sınır ötesi harekata çıktı? Afrin, Fırat Kalkanı, Bahar Kalkanı! Bak Mavi Vatan! Bak Akdeniz! Yürüyoruz görmüyor musun? İstikamet Kudüs! Silahı ve parayı kontrol altına aldıktan sonrası, gölge! Unutmayın beyler! Kadim devlet aklı gölgeyle uğraşmaz! Işığın yönünü değiştirir!’’ sonra Hilmi’yi göstererek

-‘’Bak bu bifteği koy ışığın önüne burası karanlık oldu, diğer kısım ise aydınlık! Dimi lan biftek?’’ Yunus’la gülüştüler…

- ‘’O hoo’’ dedi Hilmi!

-‘’Hep aynı konular! Geyik! Vatan yahut Silistre! Korona’dan dünya mahvolmuş, sokakta ağzımızda maskeyle dolaşıyoruz, ikinci dalga yolda, ekonomiler allak bullak olacak diyorlar, devlet desteği olmasa patron bize maaş veremeyecek. Hergün Bakan bey Covid raporu açıklıyor, zaten Trabzon şampiyon olamamış, kaç gündür iştahsızım! Bırakın bunları’’ dedi! Tabağında duran kuzu etinden yapılmış çöp şişin birini aldı, sıcak lavaşın arasına koydu, yavaşça çekti. Parmak uçlarıyla küçük metal tabaklarda duran maydanozdan ve  sumaklı soğandan haylice aldı, közlenmiş biberide üstüne yatırdı hazırladığı dürümü tek hamlede ağzına götürdü. Bardakta ki ayran da kendine doğru uzanmış olan pipete eğildi dörtte birini çekip ağzına doldurdu.  ‘’Oo en sevdiğim, biber de acıymış!’’ derken  lokmasını çiğniyor, diğer yandan konuşuyordu!

-‘’Boğdunuz beni! Dumanaltı oldum! Hanım fırça atacak yine!  Ne iyiydi Korona günleri arkadaş Nargile kafeler kapalıydı! Sitenin oyun parkında açık havada muhabbet ediyorduk!’’ ayrana tekrar eğildi, pipetten ağzını dolduracak kadar bir kez daha çekti sözlerine devamla;

-‘’Ağlak maşayı bırakın! Yeni devlet aklı diyosun, ışık diyosun, gölge diyosunda! Bunlar aslında gölgelerdeler! Karanlığa saklandılar! Bir palazlanırlarsa varya! HafazanAllah!’’ gülerek ‘’aha bu şiş var ya!’’ deyince üç arkadaş ta aynı anda kahkaha attılar. Hilmi tabağında ki çöp şişe uzandı, Akif akıllı telefonuna gelen mesajları kontrol için Whatsup ikonuna tıklayacaktı ki gözü haber uygulamasına takıldı, Yunus’un gözü televizyonda altyazıyla geçen son dakika haberdeydi… 

İkisi de aynı haberi ayrı mecralardan okuyordu şimdi!

‘’ AK Parti Genel Sekreteri Şahin: İstanbul Sözleşmesi ile alakalı sözlerinden dolayı Abdurrahman Dilipak'a dava açmaya hazırlanıyoruz!’’

Yunus ve Akif birbirlerine baktılar şaşkınlıkla!

İlk Yunus konuştu:

-‘’Nasıl ya! Reis bey’e rağmen bu dava açılamaz ki! Allah Allah!’’

Bi an sessizlik oldu. Hilmi yemeğiyle meşguldu halen.

Gözü televizyonda olan Yunus’u görünce oda başını kaldırıp baktı, lokması neredeyse boğazında kalacaktı, eli ayrana uzanırken konuşan yine Yunus olmuştu:

-‘’Ne yazmıştı romanında Büchner: ''Devrim Satürn gibidir; her devrim önce kendi evlatlarını yer!"

- (… !) şaşkınlıkla Yunus’a baktı Hilmi. Yunus’un ne demek istediğini çok iyi anlamıştı.

O ana kadar susan Akif;

-‘’Vay vay vay!’’ dedi…

Her ikisi bu kez başlarını Akif’e çevirdiler.

Akif:

-‘’Yine girdin Yunus’un karnına Gakkom! Çık balığın karnından! Okyanusa yukarıdan bak! Kaptan’ın oğlu tahliyeyi başlatıyor! Göreceksin büyük temizlik olacak bağırsaklarda! Erdoğan’ın başlattığı dershane çıkışını hatırlayın! Reis oyunu kurmuş, kartları dağıtıyor! Mahallenin önemli isimleriyle temasta başlamıştır. Dava açılsada, açılmasa da artık A-Ke-Pe’liler için start verilmiş demektir! Unutmayın saray yerinde fitne kılıçtan keskin olur… O fitne de kılıçla kesilir. Kılıç gibi keskin bir dil, pak geçmişi olan iktidar nimetleriyle kirlenmemiş bir isim üzerinden bu iş olurdu! Mahallenin ağır ağabeylerinden biriyle olurdu! Büyük resme bakın! Devlet yine ışığın yönünü değiştiriyor…’’

-‘’Acaba!’’ dedi Yunus!

Akif’in daha önceki isabetli analizleri aklına geldi;

-‘’Hadi İnşAllah! Desene yine çok kelleler gidecek!’’ dedi Hilmi, ayran bardağından pipeti çıkartmış, kalan son yudumu kafasına dikerken…

....

Bülent Deniz Habervakti.com Genel Koord.

@bulentdenizim

www.bulentdeniz.com

Önceki Gönderi

BİR TL

Sonraki Gönderi

Geldik Ey Ayasofya’m!