7 kıtada kurulan darağaçlarında kimleri sallandıracaklar?

Son Fıtrat, Ahmedi Mahmud'u Muhammed Mustafa aleyhisselamın, son ahid Kur'an'la tarihin en büyük kırılması olarak sahneye çıkmasıyla birlikte müslümanlar; Efendimiz Aleyhisselatu Vesselam’ın Medine’de kurduğu ‘’devlet’’ yönetim sistemini, dört halifeyle ve sonrasında adım adım sistemize ederek kurumsallaştırdılar.
Fethedilen topraklarda kadim bir geçmişe sahip olan Roma ve Sasani gibi imparatorluklarla kaçınılmaz olarak; din-kültür, siyaset, ekonomi ve sosyolojik zeminlerde etkileşimlere girdiler.
Zerdüştlerle, Paganlarla, Hıristiyanlarla, Yahudilerle zaten ticari bağları olan Müslümanlar, devlet olma ve yönetme biçiminde bu etkileşimle farklı tecrübeler edindiler.
Kader-i İlahi, 4 halife dönemi, Emeviler, Abbasiler, Eyyubiler, Fatımiler, Memlükler derken Türk'ü, Abbasiler’den itibaren Son Peygamberin dini ve devleti ile tanıştırdı. Öyle ki töre ve il sahibi Türkler, İslam hilafeti ve halifelerinin koruyucu kalkanı olmakla kalmıyor, Murad-ı İlahi; hem İslam’ın sancağını ve hem de devletini, vakti geldiğinde Türklere emanet ediyordu.
Selçuklu ve sonrasında Devlet-i Âli Osman’la vakit 1453’e geldiğinde Efendimizin müjdesi tecelli ediyor ve Anadolu; Acem, Rum, Arap, Kürt, Keldani, Süryani, Yahudi, Ezidi vs her türlü etnik, kültürel ve dini ekolleri tanıya tanıya, tecrübe ederek çadır devletinden Doğu Roma’nın krallığına yürüyordu.

Ve Fatih; soy atalarının tarih sahnesine çıktığı M.Ö 209'dan tam 782 yıl sonra 1453'te Türk'ün (bugün) 2235 yıllık (olan) devlet geleneğiyle, M.Ö 753 yılında kurulmuş Doğu Roma'nın (1453'te yıkıldığı gün) 2206 yıllık tecrübesini ve Muhammed Mustafa'nın kurduğu ve sistemize ettiği 842 yıllık İslam Devleti tecrübesini cem ederek ‘’Kayser-i Rum, Sultanü'l-Berreyn ve Hakanü'l-Bahreyn’’ (Roma'nın kayseri, iki karanın ve iki denizin Hükümdarı) oluyordu.
Ve Fatih (bana göre) tarihe; kadim Türk, Roma ve İslam dünyasının tüm devlet olma tecrübelerini bir araya getiren ilk ''küresel lider'' olarak geçerken, devleti de küreselleştiriyordu.
Lokalizasyon kapanıyor, globalizasyon dönemi başlıyordu.
(...)
İslam, mutlak manada cihanşümuldür.
Evrensel ve küreseldir.
Bu tanımlama yetmez! İslam sadece dünyaya da sığmaz, uhrevidir.
İslam adına yola çıkanlar hep cihanşumül bir iddia ve varoluşun sorumluluğuyla hareket etmişler ve bu kutlu yürüyüşle gelinen noktada küresel bir güç olmak, ilk kez Fatih'le gerçekleşmişti.
Efendimizin Medine’de sistemize edip kendi elleriyle kurduğu ‘’devlet’’ Fatih’le birlikte; adaleti ikame etme, kurumsallaşma, caydırıcılık, etki alanı oluşturma, kısaca Rahmani bir hareket ne olma hesabı ve iddiasındaysa o noktanın ‘’hatası ve sevabıyla’’ zirvesine taşınmıştı.
İslam'ın erdemi-irfanı-ahlakı...
Roma'nın iradesi-sistemi...
Türk'ün cesareti-azmi...
tarihte ilk kez bir araya getirilerek, çağ açılıp çağ kapatılıyorken Fatih'in şahsında ilk kez ‘’küreselleşiyorduk’’
Devleti buna göre yeniden ''upgrade'' edip güncelleyen akıl; çadırdan çıkmış, beylik gömleğini yırtmış, lokal sınırlarından taşmış global bir güç olmuştu.
Artık ekonomiyi, edebiyat ve sanatı, sınırları, sosyolojik dokuyu, inanç şekillerini, bilgiyi nasıl isterse öyle şekillendirebilirdi.
Öyle de yaptık!
Küresel deccaliyetin tüm hayat damarlarına ot tıkadık, sömürge yollarına ket vurduk.
Mimariden askeriyeye, tarımdan teknolojiye, ekonomiden sosyolojik gelişime kadar bir çok başlığı adım adım yeniden kurguladık ve kontrollü bir şekilde büyüdük.
Bedir’den, Hayber’den, Sıffın’den…
Malazgirt’ten, Hıttin’den, Ayn Calut’tan…
Kösedağ’dan, Mürted’den geçe geçe bilfiil ve bilkuvve küresel bir devlet olduk.
Kanuni dönemi bu durumun zirvesiydi, ta ki...
Evet ta ki; kurduğumuz küresel sistemin ‘’yıkılamayacağı’’ özgüveninin sarhoşluğuna kapılana kadar.
Güç ve elde edilen zaferlerle teyakkuzu terkedip gaflete düşüne kadar.
Sadıkların dünyevileşip ahmaklaşıp, hainlere mevzileri kaptırana kadar.
Zaferlerin bu dünya da lütfedilmiş en güzel ‘’şarap’’ olduğunu ancak sarhoşluğunun çok tehlikeli olduğunu unutana kadar.
...

Bugün geldiğimiz nokta artık hepimizin malumu!
Malumu ilana da lüzum yok!
Burçlarında al sancağın dalgalandığı hisarımızı tarumar ettiler. Mağlup olduk ve yenildik!
Rügarımızı kesselerde kalp gönderinde dalgalandırdığımız nazlı sancağı namus bilip koruduk.
Camilerimizi yıkıp ahırda yapsalar ezanlarımızı (minare yaptığımız) şehadet parmaklarımızla okuduk, mevzi mevzi şehid edildik velakin öldürülemedik elhamdulillah!

Kapaklanıp yıkıldığımız yerden önce secde, sonra rüku ve sonra da kıyamla can bulduk!
Bir asırlık zorlu mücadelede şu an vardığımız noktaya geldik.
Çevremize bakın!
Yakılan ve yıkılan coğrafyalarımızda mazlumların arş-ı alâ'nın perdelerini yıkan feryatları hiç susmadı.
Sadece Alem-i İslam değil, cümle insanlık; onurlu ve kararlı bir şefkat sadr'ına muhtaç.
Tüm gözler kendisini himayesine alacak bir kudret ve kuvvet arıyor. Zalime Yavuz, mazluma Yunus arıyor!
Anadolu bu nazarların merkezinde ve o münbit göğüs, merhamet adlı çınarın gövdesi.
Halep'e ve Şam'a dikilerek gönderde nazlı nazlı dalgalanan al sancak büyük bir umudun büyüyen mukavemeti.

Türkiye, batının hegomonik, kolonyalist devletleri gibi süper bir güç değil ancak köklü bir devlet.
Batılılar ise süper güçleriyle köksüzler.

O köksüz süper devletlerin cümle imkanları, Gazze karşısında büyük bir mahfiyet yaşadı.
Tek millet olan küffar; bütün encamıyla Kassamileri kuşatsalarda mağlup oldular.
Venezüella'da bir gece operasyonuyla Maduro'yu yatağından alan Delta Güçleri ve onlar gibi elit birliklerden oluşan 16 uçak dolusu profesyonel asker İsrail adına Gazze'de kara harekatı başlatınca; ayaklarında parmak arası terlik ve eyinlerinde eşofmanla cenk eden yetim cengaverler tarafından Gazze'nin kumlarına gömülüverdiler.
Daha dün tedavileri nedeniyle Gazze'den çıkmış bir grup müslüman, çoluk ve çocuğuyla Gazze'ye tekrar giriş yaptı.
Siyon itleri onları aşağıladılar, çocukların ellerindeki oyuncaklarını bile alıp sorguladılar.
''Gazze diye bir yer artık yok! Neden buraya döndünüz ve neden Gazze'ye girmek istiyorsunuz?'' sorusunu, hem öfke ve hem de büyük bir merakla sordular.
...
Güvendikleri cümle dağlara karlar yağan Gazzelilerin kararlılığı tevekkül, sadakatlerinin kökleri Rahman'dan gayrısından beklentisizlik.
Bunu ispat ettikleri gibi iliklerine kadar yaşadılar.
7 Ekim'le birlikte inim inim inletilerek katlonulan bebeklerin ve küçük yavrucakların ahı, kendileri gibi mazlumen iğdiş edilen yaşıtlarının duyulmayan feryatlarının sahyası oldu.
Gazze sunağında alenen katledilen binlerce masum çocuk; tüm dünyada kabalist pedofillerce (
gizli adalarda, yeraltında tünellerinde, lüks otellerin odalarında, özel yatlarda, tapınaklarda...) gizlice iğfal edilen, satanist ayinlerle katledilen, sunaklarda kurban edilen çocukların intikamı oldular.
O pedofiller, Gazze'de mağlup olunca efendileri; o mağlubiyetin hesabını bu işin sorumlularına fatura ederek hesaplarını görmeye başladılar. Epstein dosyası bu işin sadece startup'ı! İfşa ve imha süreci başlatıldı.

Bilinsin ki; bu sübyancı, sapık alçakların, çarşaf çarşaf isimleri ve işledikleri cürümler ayân olmaya başladıysa buna sebep 7 Ekim Aksa Tufanı'dır. Kabul edilemez bir mağlubiyete düçar olan kabalist, pedofil küreselciler bu hezimetin hesabını bendelerine çok ağır soracaklar.
7 kıtada darağaçları kurdular.
Bunları cinsel organlarından asıp sallandıracaklar!

...
Rahmaniler ortada olmadığı için Şeytaniler istedikleri gibi at koşturuyor!
Fatih'in elindeki imkanların birazına sahip olabilseydik, zaten karşılarında olacak ve bu şanlı mücadelede sahne alacaktık.
Gücümüz kadar sorumluyuz!
Ve kendimizin farkındayız!
Türkiye, süper bir güç değil ancak köklü bir devlet.
Küresel bir güç değil ancak küresel bir mefkurenin yegane taşıyıcısı.

Bilfiil süper gücü olmasada, bilkuvve bu güç halen devletin kök hücrelerinde mündemiç.
7 kıtada cezalandırılacaklardan devasa bir boşluk doğacak!
Ve o doğacak büyük boşluk doldurulmak zorunda.

İmkanlarımızdan daha da fazlasına sahip olan mutlak düşmanımızın gözleri ise üzerimizde.
Onlara göre; bizimle olmaz, ama bizsiz de olmaz!
Görev süresini tamamlamış siyon itlerini refiklikten kovanların; bölgede bir partnere ihtiyaçları var.
Bu tarihi bir an!

Ve Türkiye bilkuvve tam merkezde!
Cümle putları kıracak bir kızılelması var!
Kabe'deki putları kırmanın yolunun Hayber'den geçtiği gibi...
Hayber'de ki kabalistleri temizlemek için önce Yesrib'e gitmek zorunda olduğumuz gibi!
Kabalist Yahudi'nin Hayber Kalesi yıkılmadan Yesrib, Yesrib yıkılmadan Pagan Mekke yıkılmayacak ve 365 put mesailerine devam edecek.
Kabalist Hayberi yıkmak için önce Yesrib'e anlaşmalı bir giriş şart!
Beni Kureyza, Beni Nadir, Beni Kaynuka! Aşılmaz (
zannedilen) kalelerin arkasında saklanıyorlardı!
Küreselci kabalistler ise; Habat, Agartha ve Epstein'ın (
aşılmaz görünen) kalelerinin arkasındalar.
Biz ise, iç kalemizi tahkim ettik, sur inşaası bitmek üzere...

Akabinde birincil (önceliğimiz/talebimiz/şartımız) içeride sosyo-ekonomik itibarımızı güçlendirmek ve dışarıda siyon itlerinin ellerimizle tasfiyesini gerçekleştirmek.
Buna zaten dünyadaki tek adayız!
Üniformasız Mehmetçik, Hermon Dağı eteklerinde, Litani nehri kıyılarında kılıçlarını bileğliyorlar.
Bir Aralık sabahında Halep ve Şam'da olduğu gibi bu kez Filistin topraklarına doğru ''yürü'' emrini bekliyorlar!

Kıtalar aşan erdemimiz Gazze üzerinden toplumları etkisi altına alıyor!
İrade'de teslisi (yasama-yürütme-yargı) bitiren Devleti-i Âli (başkanlık sistemiyle) Muvahhidleşiyor!
Cesaretimizin ise test edilmeye lüzumu dahi yok.
Adaletin terazisi kuruldu!
Kılıç, kınından çıktı!
Murad-ı İlahi tecelli ediyor.
Baht, yüzümüze gülüyor inşAllah!
Her şey vaktine gebe!
Ne bize biçilen gömlek, ne bu sınırlar, ne de küreselci şeytanlarla gireceğimiz bu dağınık yatak bizi taşımaz, bu net!
O küreselcilerin imkanları, bizim ise (
geçilmez denilen kale surlarına karşı) küreselin ötesine nazar eden Fatihi imanımız var!
Herşey ayân!
Süreç zorlu!
Şam'ın fethiyle o mukaddes gedik açıldı!
Kudüs, bir kuş uçumu bir ok atımı mesafede!
Çağın Yesrib'i gözüktü!
Onlar küreselci! Biz ise, küresel umuduz!
Duyuyor musunuz? Yeryüzü mazlumları ''tale'al bedru'' okuyorlar...
Kusva çökeceği yere yaklaşıyor!
Yesrib, Münevver olmak için artık gün sayıyor...
...

''Neyse ki yarın var. Umutların en sevdiği gün”

Hamd eder ve ismiyle başlarım ki O; Son Ahit Kur'an'ı indiren, iki kıblenin, üç mescidin ve Alemlerin Rabb'i Kuddüs olan Allah'tır cc!
Salât ve Selam; iki kıblenin ve üç mescidin İmamı, Son Fıtrat, Nebiyy'unel Mücahid'uş Şehid Muhammed Mustafa'ya...
O'nun; kanından, canından, soyundan ve yolundan gelenlere olsun...
Yüzünüzden tebessüm, dilinizden; mazlumlar ve destekçileri için dua, zalimler ve işbirlikçiler için ise; beddua hiç eksik olmasın! Amin.
Ma'asselâm...

Bülent Deniz
Habervakti.com Genel Koord.
Filistin'e girişi yasaklı Kudüs Mihmandarı/Rehberi
insta: @bulentsea
X: @bulentdenizim
www.bulentdeniz.com