Hamas kurucu lideri Ahmet İsmail Yasin Hazretlerinin, Siyonist İsrail rejiminin yıkılacağı tarih üzerine yaptığı tv konuşması sosyal medya da çok sık dolaşıyor, paylaşılıyor ve izleniyor. Mübareğin, Hz. Musa'nın 120 yıllık ömrü üzerinden 40+40+40 şeklinde üç aşamayla analiz ettiği anlatımdan büyük bir umudu yeşerterek; ''Şeyh Yasin'in kerametinin zuhur edeceğine'' yönelik motivasyon dolu paylaşımlar ve konuşmalara şahit oluyoruz.
Direnişin kurucu babasının bu tevillerine rağmen, henüz ortada yıkılmış bir İsrail olmasa da bu durum kimsenin moralini bozmuyor!
Hem Sadece Şeyh Yasin değil, Siyonist liderlerden Eski İsrail Başbakanı Ehud Barak'ın da tarihsel perspektifle; 'Tarihte hiçbir Yahudi devleti 80 yıldan fazla yaşamadı. 75. Yılını dolduran Siyonist İsrail devletini de galiba bu 80 yıl laneti vuracak...' sözleri beklentilerimizi diri tutarak hayli faydalı bir motivasyona dönüşüyor.
Ki, nice hocaefendilerin İsra Suresi'nin tefsirine yönelik tevillerinde; ''Bu galiz Yahudiler yolun sonuna geldi. İsra Suresi tam da bunu haber veriyor! Yıkılacaklar!'' şeklinde, geleceğe dair umutları yeşerten anlatımlarına bir de Efendimizin ''Melheme-i Kubra'' Hadisinin de eklenmesi İsrail'in yıkılacağına olan inancımızı perçinliyor.
Hiç kuşkusuz tüm şartlar oluşuyor!
Siyonist rejimin fişinin çekileceği gün elbette yakın!
Az kaldı!
Allah cc, bunların belasını zaten verdi ve verecek!
''Allahım zalim İsrail'i ve himaye edenleri kahr-u perişan eyle'' diye masumların ve mazlumların arş-ı alanın perdelerini yırtarcasına yaptığı dualar elbette karşılık bulacak. Şeyh Yasin Hazretlerinin 25 yıl önce ümmete yazdığı mektubundaki tabiriyle; ''bu suskun ve aciz ölüler yığını, katliamlara bön bön bakan ümmete'' rağmen hemde!
Mazlumların sığınağı olan Rabbimiz, bu zalimlerden ve işbirlikçilerinden Muntakıym ve Kahhar esmasıyla mutlaka hesap soracak.
Ve Allahımız, ''Suskun ve aciz, helak olmuş ölüler'' gibi ''katliamlara bön bön bakan ümmete'' ise; dozu en yüksek sınıra ulaşan gafletten uyanmaz, tevbe etmez, sabretmez, şükretmez, cihad edenlerden olmassa(k) Gazze Kerbelası'nın sağlamasını da mutlaka yapacak!
Evet!
Büyük mücahid!
Şeyh Ahmet İsmail Yasin Hazretleri 25 yıl önce ''Allah'ım, sana şikayette bulunuyorum!'' başlığıyla kaleme aldığı mektubunda; ''Suskun ve aciz, helak olmuş ölüler!'' diye bahsediyordu bizler için.
Ne de haklıymış!
Ve nasıl da büyük bir keramet göstermiş!
Şeyh Hazretlerinin yukarıda belirttiğim tv konuşmasında ''İsrail'in yıkılacağı tarihe yönelik'' dile getirdiği öngörülerin tecelli etmesi yönünde ki umutlarımızı gözlerimiz ufukta bekleye duralım ben bu yazıda Tüm vücudu başından aşağısı felç haliyle küresel, sömürgeci, emperyal, kabalist pedofillerin korkulu rüyası olan Şeyh Yasin'in bir A4 kağıda sığan satırlarla 25 yıl önce ''Allah'ım, sana şikayette bulunuyorum!'' başlığıyla Ümmete yazdığı mektubundaki zuhur etmiş olan kerametlerine dikkat-i nazariyelerinizi çekmek istiyorum.
Şeyh o mektupta öyle şeyler söyledi ki bugün söylediklerinin tamamı çıktı!
Kerametleri ayan oldu ve zuhur etti.
Bu mektuba ise ümmetten hiç kimse şimdiye kadar bir cevap ta yaz(a)madı!
Hem merhum ve mağfur şeyhimizin bu mektubuna (cahil cesareti ve cüretiyle) bir cevap olması sadedinde (haddim değil) ve hem de o satırlarda ki gerçekleşen kerametleri anlama çabasıyla gelin birlikte tekrar okuyalım
Mektup şöyle başlıyordu:
- ''Allah'ım, sana şikayette bulunuyorum..! Gücümün azlığını, imkanımın yetersizliğini ve insanlara karşı zaafımı sana şikayet ediyorum. Sen mustazafların Rabbisin... Sen bizim Rabbimizsin... Bizi kime bırakıyorsun? Bize cehennem olacak uzaklara mı? Veya düşmana mı?''
- Şeyhim!
Kuddüs cc sizi, kendinden gayrısına bırakmadı!
Vallahi ''Ümmet'' deyip beklenti içine girdiğiniz bu topluluğun bir lokma ekmeğini, bir yudum suyunu, bir tek kurşununu Allah cc, Gazze'ye layık görmedi!
ĞAYUR cc (kıskanç), Gazze'li kullarını öyle kıskandı ki kendinden ğayrısına muhtaç etmedi. Malumunuz sizinde aralarında olduğunuz bir orduyu Cennette kurarcasına katına binleri, onbinleri aldı ve almaya da devam ediyor. Bizler ise acziyet cehenneminde, çaresizlik kuyularında debelenip duruyoruz.
Siz o vakitler şöyle şikayette bulunuyordunuz;
- ''Allah'ım! Akıtılan kanlar, dokunulan ırzlar, çiğnenen hürmetler, yetim bırakılan çocuklar, oğlunu yitirmiş anneler, dul kalmış kadınlar, yıkılmış evler ve ifsad edilmiş ekinler aşkına sana şikayette bulunuyorum, sana şikayette bulunuyorum! Gücümüz dağıldı... Birliğimiz bozuldu... Yollarımız ayrıldı...Halkımızın zaafını ve ümmetimizin bize yardım edip, düşmanı yenmedeki aczini sana şikayet ediyoruz!''
- Bu cümleleriniz aynıyle sabittir ve kerametiniz ayandır.
Şii, Sunni, Selefi, Vehhabi, Kadiri, Nakşi vs kimler varsa ''Birliğimiz bozuldu! Gücümüz dağıldı! Yollarımız ayrıldı''
Türk, kürt, arap ve diğerleriyle ümmeti oluşturan etnik, mezhebi ve meşrebi tüm unsurların acziyeti, zirve yaptı!
Kerametinizde buyurduğunuz gibi;
- ''Siz ey Müslümanlar! Suskun ve aciz, helak olmuş ölüler! Hala kalpleriniz sızlamıyor mu, başımıza gelen bu acı felaketler karşısında? Bir halk yok mu? Hiç mi kimse yok, Allah için ve ümmetin namusu için kızacak?''
- Yok Şeyhim!
Ne Allah için ve ne namus için gördüğü bu felaketler karşısında kızacak kimseler yok!
Ha atarlanıyor muyuz? Evet!
Ama öfkesinin namusunun gereğini yapacak ve Allah için kızan kimse yok! Olsaydı şimdi o zalimler güruhu Lübnan'a oradan yarın Ürdün'e, sonra Suriye'ye ve daha sonra daha kuzeye doğru kanlı ve kahpe planları için yürümeye cesaret bulamazdı.
- ''Şerefli direnişçilerken, bizleri katil teröristler olarak ilan edenlere karşı duracak!''
- Yok Şeyhim!
Sizin yetiştirdiğiniz o şerefli direnişçilere bırak yardım etmeyi bir de onları ve sizin yetiştirdiğiniz lider kadroyu artık ''kendi içlerinde birbirine düşmüş, mezhebi ideolojik çatışmaların tarafı haline geldiklerine dair'' algı operasyonlarına bile malzeme yapar olduk! Analizler kasıyor bizim mahallenin maskesi düşen tipleri. Direniş ordusunu ve mensuplarını zaten çoktan ''terörist'' ilan ettik! Ve hatta olur ya Sinvar, Ebu Ubeyde gibi fenomenler Ümmetin liderliğine soyunur korkusuyla bir kısım petro-dolar milyardeleri ''ulan bunları öldürün, yarın başımıza bela olurlar'' moduna çoktan girdiği için Siyonistlere el altından her türlü lojistiği de sağlar oldu.
- ''Bu ümmet utanmaz mı, şerefi çiğnenirken?''
- Şeyhim o dediğiniz ümmette utanacak yüz artık kalmadı!
Esir aldıkları aslan parçalarına tecavüz edip bunu bir de kayda alıp dünyaya göstermelerine rağmen hemde!
Lütfen yüzümüze tükürmeyin!
Tükürüğünüze yazık!
- ''Bu ümmetin kurumları, sivil güçleri, partileri, teşkilatları ve bariz şahsiyetleri, Allah için kızmaz mı?''
- Kızmaz mı Şeyhim!
Ohoo!
Sabah namazı çıkışında size Apachi'den füze atmışlardı ya! Aynısını bir okula sığınan yüzlerce kadın ve çocuğa hem de sabah namazı esnasında yaptılar!
3 ton bombayla paramparça edildiler!
Biz, cesetleri poşetlere koyduk!
70'er kilo gelenleri ''hah tamam bu bir insan bedeni'' diyerek ayırdık!
Sanırım o şekil 100'den fazla poşet oldu.
Üç beş saat sonra Arap Ligi, İİT (İslam İşbirliği Teşkilatı) ya da yeni adıyla ''İsraille işbirliği Teşkilatı'' hemen toplandı ve KIZDILAR!
Hatta öyle ki 11 aydır kızıyoruz!
Hatta slogan atıyoruz!
Ha bir de boykot yapıyoruz!
- ''Tümü birden sokaklara dökülüp, bizim için dua etmeye;"Ey Rabbimiz! Gücümüzü topla, zaafımızı gider ve mü'min kullarına yardım et!" diye çağıramaz mı? Buna da mı gücünüz yetmiyor?''
- O konuda ülkeler farklı tavırlar sergiliyor Şeyhim!
Kimileri alabildiğine özgür bağırıp, çağırıyor!
Kimileri siyasi iradenin tavrına göre mevzi alıp, iktidar odaklı eylemlerde hatırı sayılı kalabalıklar oluşturabiliyor!
Ha mesela Hac'da Umre'de mübarek beldelerde bir araya gelmeyi bırakın, sizin sembolünüz kefiye bile takmak yasaklanıyor.
Bu noktada hakkını yemeyelim AB ülkeleri, Amerika ve hatta İngiltere'de bile bulvarlar, şehir merkezleri doldu taştı. Yani bizi geçtiler!
- ''Yakında bizim büyük ölümlerimizi duyacaksınız, o zaman alınlarımızda şu yazılacak: "Bizler direndik! İleri atıldık ve kaçmadık!"
- İşte bu sözünüzle kerametiniz tamam oldu ama siz eksik tanımlamışsınız.
Büyük ölümlerinizi duymadık şeyhim!
Büyük ölümlerinizi gördük! İzledik!
Evet! Canlı yayınlarda!
11 ayda şu ana kadar 40binden fazla masum katledildi. Alınlarınıza yazılı olanı da gördük ve şahit olduk ki; ''Kassam'ın evlatları direndi, ileri atıldı ve kaçmadılar'' Şeyhim! Bırakınız Kassamileri, Gazze'li analar, bacılar, çocuklar ileri atıldı, direndi ve kaçmadılar!
Ve aşağıda dediğiniz kerametiniz de aynıyle zuhur etti:
- ''Ve bizimle birlikte çocuklarımız, kadınlarımız, yaşlılarımız ve gençlerimiz ölecek! Onları, bu suspus ve bön ümmete yakıt yapacağız!''
Öldüler, öldürüldüler şeyhim!
Yakıldılar şeyhim!
Biz canlı yayınlarda izledik ve dediğiniz gibi ''bön bön'' baktık:
- ''Bizden teslim olmamızı ve beyaz bayrak dikmemizi beklemeyin! Çünkü biz bunu yapsak da öleceğimizi biliyoruz. Bırakın savaşçı onuruyla ölelim! Dilerseniz bizimle olun, elinizden geldiğince, öcümüzü sizden her biri boynuna taksın! Dilerseniz bize acıyarak ölümümüzü izleyin! Temennimiz, Allah'ın, emaneti savsaklayan herkesten kısas almasıdır!''
- Dört gözle bekliyorlar tahtlarına sımsıkı sarılanlar!
''Bu cihad ve direniş fenomenleride nereden çıktı? Tahtımızı sallıyorlar!'' deyip Deif, Ebu Ubeyde ve Sinvar'ın beyaz bayrak çekmesini ya da ''geberip gitmelerini'' bekliyor, umut ediyor ve Sizi şehid edenlerle birlikte çalışıyorlar!
Alenen ve gizliden halen sizi Şehid edenlerle her türlü işbirliği içinde olan o kadar irade ve idare var ki inanamazsınız!
Öyleleri var ki; ''İsrail'i vuracak füzeleri engelleriz'' bile diyorlar!
İşte siz burada da bir keramet gösterdiğiniz için şu sözleriniz bu işbirlikçilere bir şamara dönüşüyor;
- ''Umarız bizim aleyhimize olmazsınız! Allah aşkına, bari aleyhimize olmayın! Ey ümmetin liderleri, ey ümmetin halkları!''
- Oldular şeyhim!
Aleyhinize olduk!
Yanınızda imiş gibi gözüktük ama her tavrımızla aleyhinize olduk!
Neler neler oldu bir bilseniz! Ben burada yazmaya utanıyorum!
Ben de ve benim gibilerde çaresizlik içerisinde sizin gibi feryat ediyor ve diyoruz ki;
- ''Allah'ım, sana şikayette bulunuyorum..!
Gücümün azlığını, imkanımın yetersizliğini ve insanlara karşı zaafımı sana şikayet ediyorum.
Sen mustazafların Rabbisin... Sen bizim Rabbimizsin... Bizi kime bırakıyorsun? Bize cehennem olacak uzaklara mı? Veya düşmana mı?
Allah'ım! Akıtılan kanlar, dokunulan ırzlar, çiğnenen hürmetler, yetim bırakılan çocuklar, oğlunu yitirmiş anneler, dul kalmış kadınlar, yıkılmış evler ve ifsad edilmiş ekinler aşkına sana şikayette bulunuyorum, sana şikayette bulunuyorum!
Gücümüz dağıldı...
Birliğimiz bozuldu...
Yollarımız ayrıldı...
Halkımızın zaafını ve ümmetimizin bize yardım edip, düşmanı yenmedeki aczini sana şikayet ediyoruz!''
'neyse ki yarın var... umutların en sevdiği gün!''
Bülent Deniz
Habervakti.com Genel Koord.
Filistin'e girişi yasaklı Kudüs Rehberi
insta: @bulentsea
X: @bulentdenizim